Mersin BarosuMersin Bar Association

YARGITAY KARARLARI

Tapu Sicilinin Doğru Tutulması Devletin Kusursuz Sorumluluğu

Tapu Sicilinin Doğru Tutulması Devletin Kusursuz Sorumluluğu

20. Hukuk Dairesi

 

2015/2450 E.  ,  2015/3659 K.


"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 20.05.2014 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 14.04.2015 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davacılar vekili Av. ... ve davalı vekili Av. ... geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü;

Davacılar 14.07.2008 havale tarihli dilekçe ile, maliki oldukları 102 ada 13 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 102 ada 10 parselin 55,18 m²'lik bölümünün kıyıda kaldığından bahisle bedelsiz olarak hükmen tapusunun iptaline karar verildiğinden, tazminat isteminde bulunmuşlardır.
Davalı , davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın zaman aşımı nedeniyle reddine ilişkin verilen karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Dairece 30.12.2011 gün ve 2011/9396-14150 sayılı bozma kararında özetle; “...taşınmaz malikleri yönünden zapt Ardeşen Kadastro Mahkemesinin derecattan geçerek 16.02.2006 tarihinde kesinleşen 2002/6 E. - 2004/26 K. sayılı kararı ile gerçekleştiğine göre eldeki davanın açıldığı tarih gözetildiğinde davanın kanunî süre içinde açıldığından, işin esasına girilerek karar verilmesi...” gereğine değinilmiştir.
Davacı ... 12.05.2008 havale tarihli dilekçe ile de, maliki olduğu 102 ada 7 parsel sayılı taşınmazın 72,53 m²'lik bölümünün kıyıda kaldığından bahisle Kadastro Mahkemesi'nin 2002/6 E. - 2004/26 K. sayılı kararı ile bedelsiz olarak tapusunun iptaline karar verildiğinden, tazminat isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur.
Dairece 08.11.2012 gün ve 2012/8567-12518 sayılı bozma kararında özetle; “...mahkemece, çekişmeli taşınmazın değerinin belirlenmesi bağlamında yapılan soruşturma ve değerlendirmenin hüküm vermeye yeterli olduğunun söylenemeyeceği, davanın konusu olan bir taşınmazın değeri belirlenirken; cins ve nev'i, yüzölçümü, değeri etkileyebilecek tüm nitelik ve unsurlar, varsa imar durumu vergi beyanı, resmi kurumlarca yapılmış değer takdirleri, arazilerde taşınmaz malın mevki ve koşullarına göre olduğu gibi kullanılması durumunda getirebileceği net gelir; arsa ise emsal satışlara göre olması gereken satış değeri, taşınmazda yapı var ise, resmi birim fiyatları, maliyet hesapları ve yıpranma payı ile bedelin saptanmasında etkili olacak diğer objektif ölçülerin gözönüne alınmasında zorunluluk bulunduğu...” gereğine değinilmiştir.
Mahkemece, ayrı ayrı açılan davalara ilişkin verilen bozma kararlarına uyulduktan sonra, davalar birleştirilmiş ve davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasıdır.
TMK'nın 917. maddesinde (4721 sayılı TMK'nın 1007. maddesi) zikrolunan tapu sicillerinden eski ve yeni bütün siciller kast olunur (15.03.1944 tarih ve 1943/13-8 sayılı YİBK).

Mülkiyet hakkı Anayasanın 35. maddesi ve bu maddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi, 5170 sayılı Kanun ile değişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle de güvence altına alınmıştır.
... ,... davası kararında, Devlet tarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız bir müdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnai şartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, ... davasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işlemine gerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 no’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi anlamında kamu yararı kapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakma halinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin ve bilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesi için, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğini hatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden, mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğini ifade etmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 gün ve 2009/4 - 383 E., 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve 2010/4 - 349 E. 2010/318 K sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi; Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğününün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK'nın m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, Medenî Kanunun 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için aleyhine adlî yargıda dava açabilirler.
Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, ayın hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğunun kapsamı, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini izleyen işlemler olup tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda oluşan hataları da kapsamaktadır. Bir başka değişle, kadastro işlemleri, tapu kütüğünün oluşumuna dayanak oluşturduğundan, bu işlemler nedeniyle tapu kütüğünde oluşacak yanlışlıklar nedeniyle doğacak zararlar da TMK'nın 1007. maddesi kapsamındadır. Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi de üstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukukî duruma uymayan kayıtlar düzenlemek, taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından devlet sorumludur. Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.03.2003 gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E., 2010/427 K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararı). Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerledirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği tarihtir. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.

...un Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun hale getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanan ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.
Taşınmaz değerlendirme tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde ise, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.
Bu hususlar belediye başkanlığından ve su ve elektrik idarelerinden ve diğer ilgili merciilerden sorulup alınacak cevap yazılarına göre taşınmazın değerlendirme tarihinde arsa niteliğinde olup olmadığı saptanmalıdır.
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacılar vekili tarafından 06.04.1976 tarih 1 sıra ve 23.11.1965 tarih 11 sıra sayılı tapu kayıtlarının, genel arazi kadastrosu sırasında sırasıyla 102 ada 10 ve 102 ada 7 parsel sayılı taşınmazlara revizyon gördükleri, ancak Kadastro Mahkemesi'nin 2002/6 E 2004/26 K sayılı kararı uyarınca revizyon gördükleri parsellerin bir bölümünün iptal edilmesi nedeniyle tazminat isteminde bulunulduğuna göre, davacının TMK 1007. maddesi uyarınca tazminat isteminde bulunduğu tapu kayıtlarının, kadastro tesbitlerine dayanak alındığı 06.04.1976 tarih 1 sıra ve 23.11.1965 tarih 11 sıra sayılı tapu kayıtları olduğu, bu tapu kayıtlarından 06.04.1976 tarih 1 sıra sayılı tapu kaydının 332 m² yüzölçümlü olup, kadastro sırasında 102 ada 9 ve 10 parsel sayılı sırasıyla 142,68 m² ve 188,36 m² yüzölçümlü parsellere uygulandığı, bu parsellerden 102 ada 10 parselin 55,18 m² bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığından iptal edildiği, daha sonra 102 ada 9 ve 10 sayılı parseller birleştirilerek 276 m² yüzölçümlü 102 ada 13 parselin oluştuğu, davacının eski tapu kaydından kaynaklanan zararının 55,18 m² olduğu, yine 23.11.1965 tarih ve 11 sıra sayılı tapu kaydının 275 m² yüzölçümlü olup, kadastro sırasında 102 ada 7 parselde 281,41 m² yüzölçümüyle revizyon gördüğü, 72,53 m²'sine ilişkin iptal kararından sonra yüzölçümünün 209 m² olarak tescil edildiği, dayanak alınan tapu kaydı gayrisabit hudutlu olduğundan miktarı ile geçerli bulunduğu, miktarından daha fazla olarak revizyon gördüğü, miktar fazlası kısmın kadastro tesbitinin iptal edilmesi nedeniyle TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın oluşmadığı, dayanak alınan tapu kaydı nedeniyle oluşan zararın miktar fazlası kısmın düşülmesinden sonra kalan 66 m² yüzölçümlü bölüm yönünden oluştuğu, değerlendirme tarihinin de kadastro mahkemesinin kesinleştiği 16.02.2006 tarihi olduğu, bu tarih itibariyle tazminat miktarı belirlenirken öncelikli konunun, dayanak tapu kaydının uygulandığı gayrimenkullerin niteliklerinin ve değerlerinin hesaplanması olup, arazi (tarım arazisi) niteliğindeki taşınmazlarda net gelir esas alınarak, arsa niteliğindeki taşınmazlarda ise emsal karşılaştırması yapılarak değer belirleneceğinden, değerlendirme tarihi itibariyle ilgili idarelerden taşınmazın imar planında olup olmadığı, varsa konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları araştırılmalı, değerlendirme tarihinden önceki yakın ve benzer yüzölçümlü taşınmazların satışlarına ilişkin olarak taraflara emsal sunma olanağı sağlanmalı, gerekirse re'sen emsal araştırılmalı, bundan sonra konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yeniden yapılacak keşif sonucunda, taşınmaz arsa vasfında ise emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tesbiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi, taşınmazlardan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği, üzerinde bir bina var ise, resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle davacını gerçek zararının belirlenmesi gereklidir.

Tapusu iptal edilen taşınmazın arsa niteliğinde olmadığı saptandığı takdirde ise, bu niteliği ve sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri değerlendirme tarihi itibariyle ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek ve bu verilere uygun biçimde değerlendirme yapılmak suretiyle değeri hesaplanmalı, oluşacak sonuca göre de birleştirilen her dava yönünden davada haklı çıkan ve kendini avukat ile temsil ettiren taraf yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre nisbi avukatlık ücretine takdir edilmelidir.
Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, yetersiz inceleme, keşif ve bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekili ve davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması nedeniyle 1.100.00.- TL vekâlet ücretinin taraflara karşılıklı olarak verilmesine, taraflarca 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi atfıyla HUMK'nın 388/4. (HMK'nın m. 297/ç) ve HUMK'nın 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilâmının tebliğinden itibaren ilâma karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, temyiz harcının istek halinde idesine 05/05/2015 günü oy birliği ile karar verildi.





 

 

 

T.C.
YARGITAY
Beşinci Hukuk Dairesi

E:2014/14842

K: 2014/27931

T: 01.12.2014

Tapu Sicilinin Doğru Tutulması
Devletin Kusursuz Sorumluluğu

Özet: Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devlet kusursuz sorumlu olup; dava konusu taşınmaz değerlendirilirken belediye veya mücavir alan sınırları içinde olup olmadığı, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı, arsa vasfındaysa taşınmaz emsal satış değerleri, arazi vasfındaysa gelir metodu esas alınmalı ve denetlemeye uygun bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulması gerektiği gözetilmelidir.
(2644 s. Tapu K. m. 1007)

Taraflar arasındaki tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.nın 1007. maddesi uyarınca tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi, davalılardan Hazine vekilince verilen dilekçe ile istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Dava, tapu sicilinin hatalı tutulması nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı TMK.nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılardan Hazine vekilince temyiz edilmiştir.

Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden, davacıya ait 576 parsel sayılı taşınmazın, 1974 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 9600 metrekare yüzölçümlü olarak Ziya çocukları adına tespit edildiği, davacının 2008 yılında dava konusu taşınmazla birlikte bitişik 577 ve 2544 parselleri de satın almak suretiyle taşınmaza malik olduğu, her üç taşınmazın tevhit yoluyla tek parsel haline getirilmesi için yaptığı müracaat üzerine kadastro ekiplerince yapılan ölçümde 576 parselin 6787 m2 yüzölçümlü olduğunun tespiti üzerine davacının yaptığı başvuru üzerine, Kadastro Müdürlüğüne 2010 tarihinde, 9600 m2 alanlı 576 parselin yüzölçümünün 6787.46 m2 olarak kütük sayfasında düzeltilmesinin yapıldığı, daha sonra her üç parselin tevhit edilerek 46159.63 m2 yüzölçümlü 8093 parsel olarak davacı adına tescilinin yapıldığı iş bu davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır.

4721 sayılı TMK.nın sorumluluk kenar başlığını taşıyan 1007. maddesi "Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur." hükmünü içermekte olup, bu maddede düzenlenen sorumluluk, kusura dayanmayan (objektif) bir sorumluluk türü olup, tapu sicil müdür ya da memurunun kusuru olsun ya da olmasın, sicilin tutulmasında, kişilerin malvarlığı çıkarlarını koruyan hukuk kurallarına aykırı davranılmış olması yeterlidir. Kusurun varlığı ya da yokluğu devletin sorumluluğu için önem taşımamakta, sadece, Devletin memuruna rücuu halinde iç ilişkide etkili olmaktadır.

Bu nedenle, somut olayda 4721 sayılı Yasanın 1007. maddesi uyarınca Tapu Sicilinin yanlış tutulmasından kaynaklanan sorumluluk şartlarının oluştuğu anlaşıldığından mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Ancak;

Bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Alınan rapor ve yapılan inceleme hüküm kurmaya elverişli değildir. Şöyle ki;

Dava konusu taşınmazın değerlendirme tarihi olan 26.08.2010 gününde belediye imar planı içinde olup olmadığı, değilse belediye veya mücavir alan sınırları dâhilinde bulunup bulunmadığı, belediye hizmetlerinden yararlanıp yararlanmadığı ve etrafının meskun olup olmadığı hususları, ilgili Belediye Başkanlığından sorularak niteliği belirlenip, bu konuda taraflara delillerini ibraz etmek üzere süre verildikten sonra, taşınmaz arsa vasfında ise emsal karşılaştırması yapılıp; emsal satışların değerlendirme tarihi olan dava tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak suretiyle değer biçilmesi, bunun için de, taraflara dava konusu taşınmaza yakın bölgeden, benzer yüzölçümlü ve yakın tarihli satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi ve yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu ile keşif yapılarak rapor alınması, arazi vasfında ise gelir metodu esas alınıp, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünden resmi veriler de getirtilip rapor denetlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bu yönteme uymadan değer biçen bilirkişi kurulu raporu esas alınmak suretiyle hüküm kurulması,

Doğru görülmemiştir.

Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan hükmün açıklanan nedenlerle HUMK.nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 01.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

T.C.

YARGITAY

20. HUKUK DAİRESİ

E. 2015/2458

K. 2015/3655

T. 5.5.2015

• TAPU SİCİLİNİN TUTULMASINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVASI ( 4721 S.K. 1007/3 Maddesi Uyarınca Tapu Sicilinin Bulunduğu Yer Mahkemesinde Görüleceğinin Amir Hüküm Olarak Düzenlendiği/Kesin Yetki Kuralı Kamu Düzenine Dair Olduğundan İstek Olmasa Bile Resen Gözetileceği - Dava Şartlarının Bulunup Bulunmadığının Görevli Ve Yetkili Mahkemece Değerlendirilmesi Gerektiğinden Mahkemece Yetkisizlik Kararı Verilmesi Gerektiği )

• KESİN YETKİ ( Tapu Sicilinin Tutulmasından Kaynaklanan Tazminat Davası - Davanın Tapu Sicilinin Bulunduğu Yer Mahkemesinde Görüleceğinin Amir Hüküm Olarak Düzenlendiği/Kesin Yetki Kuralı Kamu Düzenine Dair Olduğundan İstek Olmasa Bile Resen Gözetileceği )

• DAVA ŞARTI ( Tapu Sicilinin Tutulmasından Kaynaklanan Tazminat Davası - Davanın Tapu Sicilinin Bulunduğu Yer Mahkemesinde Görüleceğinin Amir Hüküm Olarak Düzenlendiği/Dava Şartlarının Bulunup Bulunmadığının Görevli Ve Yetkili Mahkemece Değerlendirilmesi Gerektiğinden Mahkemece Yetkisizlik Kararı Verilmesi Gerektiği )

4721/m. 1007

6100/m.114/1-ç

ÖZET : Dava, 4721 S.K. 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasıdır.

4721 S.K. 1007/3 maddesi uyarınca, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı devletin sorumluluğuna dair davaların, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceği amir hüküm olarak düzenlenmiştir. Bu maddede düzenlenen kesin yetki kuralı, kamu düzenine dair olduğundan, istek olmasa bile re'sen gözetilmesi gerekir. Görev ve kamu düzenine dair bulunan kesin yetki kuralları, dava şartlarının bulunup bulunmadığının görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesi gerektiğinden, eldeki davanın tapu sicilinin bulunduğu İstanbul İli, Eyüp İlçesi'nin bağlı olduğu İstanbul mahkemelerinde görülmesi gerektiği gözetilerek, mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda kurulan 15.5.2014 tarihli hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 14.4.2015 günü için yapılan tebligat üzerine, temyiz eden davacı vekili ile diğer taraftan davalı Hazine vekili geldi, başka gelen olmadı, açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Daha sonra dosya içindeki tüm belgeler incelenip, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili UYAP bilişim sisteminden gönderdiği 1.10.2013 havale tarihli dilekçe ile, İstanbul İli, Eyüp İlçesi, K... Mahallesi, K... Sokağında kain tapu sicilinin 672 yevmiye 35 cilt sayfa 40 sıra numarası 50'de 18380 m² yüzölçümlü taşınmazın, vekil edeni murisi F. B. adına kayıtlı iken, tapulama çalışmaları sonucunda 888 parsel sayısında yine murisleri adına tescil edildiğini, ancak Eyüp Tapulama Mahkemesi'nin 1963/514 Esas sayılı karar ile orman niteliğiyle tapu siciline tescil edildiğinden, 4721 Sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tazmini istemiyle dava açmış, 17.4.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile de talep miktarını arttırmıştır.

Davalı Hazine vekili, davanın zamanaşımı ve esas yönünden reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın Orman Yönetimine yöneltilmesi gerektiğinden husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmiştir.

Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, 4721 Sayılı TMK'nın 1007. maddesi gereğince tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı tazminat davasıdır.

4721 Sayılı TMK'nın 1007. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı devletin sorumluluğuna dair davaların, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görüleceği amir hüküm olarak düzenlenmiştir. Bu maddede düzenlenen kesin yetki kuralı, kamu düzenine dair olduğundan, istek olmasa bile re'sen gözetilmesi gerekir. Görev ve kamu düzenine dair bulunan kesin yetki kuralları, dava şartlarının bulunup bulunmadığının görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesi gerektiğinden, eldeki davanın tapu sicilinin bulunduğu İstanbul İli, Eyüp İlçesi'nin bağlı olduğu İstanbul mahkemelerinde görülmesi gerektiği gözetilerek, mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz incelemesinin duruşmalı yapılması sebebiyle 1.100.-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, taraflarca 6100 Sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi atfıyla HUMK'nın 388/4. ( HMK m. 297/ç ) ve HUMK'nın 440/1 maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, temyiz harcının istenmesi halinde iadesine, 05.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Galeri