
Mersin Barosu Başkanımız Av. Bilgin Yeşilboğaz ve Başkan Yardımcımız Av. Fatma Demircioğlu, '25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü' dolayısıyla bir araya gelen yüzlerce kadınla birlikte, ‘Kadına Şiddete Sıfır Tolerans’ yürüyüşüne katıldı.
Mersin Barosu avukatları, sivil toplum örgütleri, siyasiler, kadın dernekleri, kurum, kuruluş, oda temsilcileri ve çok sayıda kadın, Merkez Yenişehir Forum AVM önünde bir araya gelerek, ellerindeki pankart ve dövizlerle yürüyüşe geçti. 100 metrelik turuncu renkte bez açan kadınlar, yoğun güvenlik önlemleri altında Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’ndan Adnan Menderes Bulvarı Sahili'nde yer alan Özgecan Aslan Meydanı’na kadar yürüdü. Mersin Barosu ve sivil toplum örgütlerinin ortak açıklamasını okuyan Mersin Barosu Başkan Yardımcısı Av. Fatma Demircioğlu, kadınların birlikte örgütlü daha da güçlü olacağı inancıyla bir araya geldiklerini söyledi. Av. Fatma Demircioğlu konuşmasını şunları söyledi:
“Dominik Cumhuriyeti’nde Trojillo Diktatörlüğü’ne karşı daha güzel ve özgür bir dünya için mücadele eden ve özgürlük mücadelesinin direniş sembolleri olan Mirabel Kardeşler, 25 Kasım 1960 yılında, eşlerini cezaevinde ziyaret etmelerinin ardından, diktatörün askerleri tarafından arabalarından zorla indirilip tecavüze uğramış ve işkenceyle katledilmişlerdir. Bu katliamın ve kadına yönelik şiddetin hesabını soran kadınların mücadelesi sonucunda, Birleşmiş Milletler 1999 yılında aldığı kararla, 25 Kasımı “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. Bu bağlamda 25 Kasım kadınlar açısından ayrımcılığa, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ev ve aile içi şiddete, savaşa, kadın kırımına, kadın bedeni ve kimliğine yönelik saldırılara karşı direnişin sembolü olmuştur.
Kadına yönelik şiddet ile ilgili en önemli ve kapsamlı uluslararası belge “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” (İstanbul Sözleşmesi)’dir. Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’ni ilk ve çekincesiz imzalayan ülkedir. İstanbul Sözleşmesi uluslararası hukukta, kadına yönelik şiddet konusunda yaptırım gücü olan ilk sözleşme olma özelliğini de taşımaktadır.
Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’nin sorunsuz hayata geçirilebilmesi ve uygunluğun sağlanması için iç hukukta 8 Mart 2012 tarihinde 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” kabul edilmiştir.Türkiye bu kanun ile kadına yönelik şiddetle mücadelede “şiddete sıfır tolerans” prensibi ile hareket edeceğinin sözünü vermiştir.
Ancak gelinen noktada kadın cinayetlerinin, çocuğun cinsel istismarının artarak devam ettiğini görmekteyiz.Şiddetle mücadelenin başarılı olabilmesi için devletin üzerine düşen sorumlulukları titizlikle yerine getirmesi ve İstanbul sözleşmesinin ruhuna uygun bir şekilde, bütüncül bir yaklaşımla uygulaması, öncelikle eğitim sisteminde yapılacak değişiklikle ana sınıfından başlayarak kadının anne ve bakım sağlayıcı şeklindeki geleneksel rollerinin vurgulanmasına son verilerek kadın ve erkeğin aile ve toplumdaki rollerinin eşit olduğu, toplumsal cinsiyet ayrımcılığının bir insanlık suçu olduğunun eğitim müfredatında acilen yer almasını sağlaması gerekmektedir.
Son dönemlerde kadına yönelik şiddeti önlemede kadın mücadelesinin kazanımları olan düzenlemelere karşı yapılan saldırılar kabul edilemez. Kadına yönelik ekonomik şiddetin bir başka yansıması olan nafaka tartışması ve buna yargının dahil olması, kadınları şiddet dolu evliliklere mahkum edip, esas amacın ne pahasına olursa olsun boşanmaların önüne geçerek ailenin bekasını korumak olduğunu göstermektedir.
Türkiye’de 6284 Sayılı Kanun kadınlara yönelik şiddeti önlemede en önemli mekanizmalardan biridir. Bu kanun kadınları şiddet veya şiddet tehdidi karşısında koruyan ve kadınların hak arama yollarını kullanmasını sağlayan hukuki kazanımdır. Ancak 6284 sayılı kanunda düzenlenen tedbirleri ve bu tedbirler için gereken süreleri uygulamada oldukça isteksiz davranması, kadının şiddetten korunması bakımından etkili politikaların uygulanmaması, kadına bakış açısının değişmesi bakımından toplumsal zihniyet dönüşümün sağlanması için gerekli çalışmaların yapılmaması nedeniyle; kadının şiddetten korunması amacıyla hükmedilen Koruma kararları, kadının şiddetten korunması bakımından etkili bir sonuç doğurmamakta, koruma kararlarına rağmen kadınlar erkeklerin şiddetine maruz kalmaya devam etmektedir.
Türkiye’de günde en az 2 kadının erkeklerin fail olduğu cinayetler ile hayatını kaybettiği ortada iken, kadınların şiddetten korunmak için ilk başvuru yaptıkları merkezler olan Karakol veya Jandarma birimlerinde, şiddet uygulayan kişilerle (partner, eş, baba, abi gibi) barıştırılma girişimlerinde bulunulması kadına yönelik şiddetin artarak devam etmesine, şiddet gören kadının şiddet uygulayan kişi ile yaşamaya mahkum edilmesine, bazen de öldürülmesine neden olan vahim sonuçlara yol açmaktadır.
Kadına yönelik şiddetin hız kesmeden devam ettiği Türkiye’de ve özellikle de kentimizde, SIFIR TOLERANS kararlılığı ile bir araya gelen şiddetle mücadele eden kadın erkek eşitliğini savunan kadın emeğinin önündeki engellerin kaldırılması için çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin işbirliği ile şiddetin ortadan kaldırıldığı bir dünya yaratabilme gücüne sahip olduğumuzu biliyoruz ve şiddet karşısında susmuyoruz. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması için her alanda mücadele edeceğimizi bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz.”
Daha sonra Baro Başkanımız Av. Bilgin Yeşilboğaz ve Başkan Yardımcısı Av. Fatma Demircioğlu katılımcılarla birlikte, farkındalık yaratmak amacıyla Özgecan Aslan Meydanında çınar ağacı dikimi gerçekleştirdi.

