
Kamuoyunda “Gezi Davası” olarak bilinen, Anayasa’dan kaynaklanan en temel hakların kullanıldığı Gezi Parkı eylemlerinin dün sona eren yargılamasında mahkeme heyeti, Osman Kavala’nın Türk Ceza Kanunu’nun 312/1. maddesinde düzenlenen, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçu gereği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Av. Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi’nin ise aynı suça iştiraklerinin yardım boyutunda kalmış olması sebebiyle 18’er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi.
13. Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı oy kullanan üyenin şerhinde, “Karara esas alınan dinleme kayıtlarının kanuna ve hukuka aykırı delil niteliğinde” olduğu, dolayısıyla “hükme esas alınamayacağı”, “aksi kabul edilse dahi dinleme kayıtlarını destekleyen somut kanıtlar olmadığı ve tek başına dinleme kayıtlarının sanıkların üzerlerine atılı suçlardan cezalandırılmalarına yeter her türlü kuşkudan uzak, somut, kesin ve inandırıcı başkaca delil de bulunmadığı” dosya kapsamından açıkça görülmekteyken, alınan bu kararla yargının Gezi Parkı eylemlerini suçla ilişkilendirmesi hukuk kurallarına aykırıdır.
Anayasal bir hak olan ifade özgürlüğünün, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkının bir sonucu olarak gerçekleştirilen Gezi eylemlerinin Anayasal suçla ilişkilendirilmesi, Osman Kavala ile ilgili AİHM’nin tutukluluk tedbiriyle ilgili olarak “somut ve meşru delillere dayanmadığı” değerlenmesi yaptığı halde, AİHM’deki dosyayla ilgili olarak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ihlal süreci başlatmışken, yeni bir delil değerlendirmesi söz konusu olmadan verilen cezalar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan temel niteliklerini ve özellikle insan haklarına saygılı, hukuk devleti olma niteliğini bir tartışma konusu haline getirecek sonuçlar doğuracaktır. Alınan bu hukuksuz karar, toplumun adalete güven duygusunu zedelemiştir. Ayrıca, mahkeme heyetindeki bir üyenin iktidar partisinden milletvekili aday adayı olması, mahkeme heyetinin tarafsızlığını zedelemiş, kararın siyasi saiklerle verildiğini açıkça ortaya koymuştur.
Mersin Barosu her zaman, hukukun, adaletin ve adil yargılanma hakkının savunucusu olmaya devam edecektir. Yurttaşların adil yargılanma hakkına riayet eden, bağımsız ve tarafsız bir yargının inşası için mücadele etmeyi sürdüreceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
Mersin Barosu Başkanlığı

