
Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi Başkanı Av. Ayfer Baydar, ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü’ nedeniyle basın açıklaması yaptı.
Mersin Adliye Sarayı 4. Kat Baro Odası’nda gerçekleşen basın açıklamasına, Baro Başkanı Av. Ali Er, Başkan Yrd. Av. Gazi Özdemir, Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi üyeleri Av. Meral Özcan, Av. Gülay Sakar, Av. Aslı Apçin, Av. Ruşen Ayşen Ayılgan ve çok sayıda Avukat katıldı.
Açıklamasında, kadına yönelik şiddetin toplumsal bir sorun olduğunu belirten Av. Ayfer Baydar, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Tarih 25 Kasım 1960 Dominik Cumhuriyeti’nde üç kız kardeş tecavüz edilip vahşice öldürüldüler. Mirabal kız kardeşlerin anısı, özgürlük ve insan hakları için verdikleri mücadele, Dünya’da ve Türkiye'de insan hakları savunucuları ve kadın hareketleri için bir sembol haline geldi. 1999 yılında Birleşmiş Milletler, 25 Kasım'ın "Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü" olarak benimsenmesini karar altına aldı.
Aradan geçen 57 yıldan sonra gelişen kadın hareketine ve insan hakları savunucularına rağmen Dünya devletleri ve toplumları kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılması konusunda başarısız kaldılar. Dünya ölçeğinde her 3 kadından biri bugün şiddetin değişik biçimlerine halen maruz kalmaktadır. Dünya üzerinde tüm kadınlar ülke, etnik köken, sınıf, din, ekonomik ve sosyal statü gözetmeksizin, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma riski ile karşı karşıyadır.Bugün dünyada milyonlarca kadın, çalışma hakkından, seyahat özgürlüğünden yararlanamıyor; pantolon giydiği için kırbaçlanabiliyor, bisiklete binmesi, araba sürmesi , sandalyeye oturması kamu otoritesi tarafından yasaklanabiliyor. Binlerce kadın mezhep savaşlarının yol açtığı acımasız dünyada canlarından oluyor, tecavüze uğruyor.
Fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalan, çocuk yaşta evlenmeye zorlanan kadınlarımızın namus veya töre adı altında yaşam hakları ellerinden alınıyor. Kadınlarımız daha çocuk yaşlardan itibaren en büyük şiddeti en yakınlarından; babalarından, eşlerinden hatta oğullarından görüyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün, “küresel şiddet raporu”nda Türkiye, “öldürme”de 41 ülke arasında 13. sırada yer alıyor.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı verilerine göre, Ülke genelinde yaşamının herhangi bir döneminde eşi veya eski eşi tarafından fiziksel şiddete maruz bırakılan kadınların oranı %39,3’tür (son on iki ayda %9,9).Yaşamın herhangi bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddetin birlikte yaşanma yüzdesi 41,9’dur (son on iki ayda %13,7).Kentte fiziksel şiddet oranı %38 iken kırsalda %43’tür.
Sadece eğitim düzeyi düşük olan kadınlar şiddete maruz kalmamaktadır. Eğitim düzeyi daha yüksek olan kadınlar arasında bile her 10 kadından 3’ü eşleri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalmıştır. Evlenmiş kadınların hayatındaki en yaygın şiddet eşlerinden gördükleri şiddettir. Kadınların %7’si çocukluklarında (15 yaşından önce) cinsel istismar yaşadıklarını belirtmişlerdir.
Kadına yönelik şiddet, kadının en temelde yaşamını tehdit eden ve toplumsal hayata katılımına engel olan sosyal bir sorundur. Ulusal ve uluslararası düzeyde belirlenen politikalara ve uygulamalara rağmen dünyanın her yerinde ortaya çıkan bir sorun olan kadına yönelik şiddet; çok yönlü, bütüncül, kapsayıcı plan ve politikalarla toplumsal düzeyde ortak ve kararlı bir mücadeleyi gerektirir. Türkiye Uluslararası anlaşmalara taraf olarak birçok taahhütte bulunmuştur. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ,Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi İstanbul Sözleşmesi’nin(2012) iç hukuka yansıtılması amacıyla, Sözleşme tedbirlerine uygun şekilde sırasıyla 4320 SK ve sonrasında “6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” hazırlanarak 2012 yılında yürürlüğe konmuştur.
Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması, kadına yönelik şiddetle mücadele etmek ve kadına yönelik şiddet ile mücadele eden paydaşların güçlenmelerine katkıda bulunmak amacıyla 2013-2014 yıllarında Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından gerçekleştirilmiş ve T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmüştür.
Aile Bütünlüğünü Olumsuz Etkileyen Unsurlar ile Boşanma Olaylarının Araştırılması ve Aile Kurumunun Güçlendirilmesi İçin Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan MECLİS ARAŞTIRMASI KOMİSYONU
RAPORU İstatistiklerinde , kadın cinayetlerinin yüzde 47'sinin eski koca ya da boşanmak üzere olunan koca tarafından işlendiğini ortaya koymaktadır. Şiddet yaşayan kadınların korunma talebiyle polise ya da savcılıklara başvurması da çözüm olmamaktadır. Koruma kararı alınmasına karşın, kadınların yüzde 73'ü öldürülmektedir.
Oysaki kadının aile içindeki güçsüz konumunun değiştirilmesi, kadın erkek arasındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi için kadın yoksulluğunun azaltılması ve kadının ekonomik olarak güçlendirilmesi tartışılmaz bir gerçektir. Kadınların eğitim düzeyinin artırılması için yapılacak çalışmalar, kadını toplumsal yaşamın içinde tutacak, ekonomik olarak güçlenmelerini sağlayacak, kadınların insan hakları ihlallerini engelleyecek, kadına yönelik şiddetle mücadelede de önemli bir adım olacaktır.
Ülkemizdeki boşanma verilerinin değerlendirilmesine yönelik yapılan istatistik çalışmalarına göre; boşanmalar 2001 yılından 2012 yılına kadar geçen süreçte %42.3 artmıştır. Kadına yönelik her türlü şiddet Türkiye'de gün geçtikçe artmaktadır. Bu durum sayılara vurulduğunda karşımıza yüzde bin 400 gibi ürkütücü bir tablo çıkmaktadır.
Şiddete maruz kalan kadınların 44%’ü maruz kaldığı şiddeti, en yakınları dâhil, hiç kimseye anlatmıyor. Kadınların 89%’u ise, şiddet sonrasında destek almak için hiçbir kuruma başvurmuyor. Kadınların maruz kaldıkları şiddeti kimseye anlatmama ve/veya destek için bir kuruma başvurmama nedenlerinden bazıları ise utanma, şiddetin artmasından korkma, işe yaramayacağını düşünme, çocuklarının mutsuz olduğunu düşünme, çocukları kaybetmekten korkma, erkeğin değişeceğini düşünme, affetme vb.dir.
Gördüğü baskı, şiddet, ekonomik sorunlar ve sosyal dışlanmışlık nedeniyle kadınlar mecburen boşanma yolunu seçmektedir. Kadının boşanma nedenleri erkeklerin öldürme gerekçesi olamaz. Aile kurumunun sürdürülmesi, aile bireylerinin ve toplumun her kesimini ilgilendiren bir durumdur. Ancak boşanma kararı fiziksel ve psikolojik şiddet gören kadınların insanca yaşama hakkı adına verdiği bir karardır. Bu kararın şiddete gerekçe gösterilmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. Kadın aile üzerinden değil birey olarak tanımlanmalıdır. Türkiye bu tanımı imzaladığı uluslararası sözleşmelerle de kabul etmiş, bu konuda yükümlülük altına girmiştir.
Demokrasi ve adalet, ekonomik ve sosyal kalkınma, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması, toplumun ve siyasal iktidarın bu konuda kararlı adımlar atmasıyla mümkün olacaktır.
25 Kasım gününün kadınlarla ilgili diğer günlerden önemli bir farkı vardır. 25 Kasım’larda dünyanın her yerinde kadınlara ve kız çocuklara yönelik giderek artan cinsiyete dayalı şiddete odaklanılmaktadır. Birleşmiş Milletler 2017 yılı için Dünya genelinde konuya ilişkin farkındalığın artması için ‘Turuncu giyinin’ demiş (Dünyayı Turuncuya Boya) etiketi ile farkındalık kampanyası başlatmıştır. BM Örgütünün yaptığı, “Kimseyi geride bırakmıyoruz: Kadına ve Kız çocuklarına Yönelik Şiddeti Bitireceğiz” başlıklı birde açıklama yapmıştır. Günümüzde, kadına yönelik şiddet olgusu, sadece bir kadın sorunu olarak değil, toplumsal bir sorun olarak çok yönlü olarak gündeme alınmakta ve çözüm üretmek için sosyo ekonomik koşullar, politik gelişmeler ve kültürel etkenlerle birlikte değerlendirilmektedir. Toplumsal farkındalık böylece sağlanmaktadır.
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2016-2020" Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca yürürlüğe girmiştir. Eylem Planı ile; mevzuat düzenlemeleri, farkındalık yaratma ve zihniyet dönüşümü, koruyucu ve önleyici hizmet sunumu ve şiddet mağdurlarının güçlenmesi, sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi ve uygulanması ,kurum kuruluşlar arası işbirliği ve politika sağlanması amaçlanmaktadır.
Önemli olan şiddet uygulanmasından sonra bir takım müdahalelerin yapılması değil, şiddetin uygulanmasının önüne geçilmesidir.
Değişen ve dönüşen modern dünyada milli ve manevi değerler ışığında daha fazla olumlu değer üretmek için çalışmalar yapılmalıdır.Bu konuda Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız .
Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi şiddete maruz kalan , maddi durumu yetersiz olan kadınlara haklarını anlatmak ve haklarını kullanmalarına yardımcı olmak için hukuki açıdan gönüllü danışmanlık hizmeti vermektir. Kamu Kurumlarıyla ve Sivil Toplum Örgütleriyle ortak hareket ederek karşılaşılan sorunlarına çözüm arayışlarına girmekte eğitim çalışmaları ve bilgilendirme yapmaktadır. Kadın cinayetlerinde ve şiddet olaylarında kadınlarımızın yanında yer almakta , açılan davalarda davaya müdahil , gözlemci olarak katılmakta ve davayı sonuna kadar takip ederek failin en ağır şekilde cezalandırılması için elinden geleni var gücüyle yapmaktadır. Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak 48 kayıtlı avukatı ile kadınların mücadelesinde kamuoyu desteği sağlamaları için Mersin kadınlarının yanında yer almaktadır. 24 kadın avukatımız nöbet listesi dahilinde danışmanlık hizmeti vermektedir. İlçe örgütlenmeleri ile ilçelerde farklı meslektaşlarımız desteğini sürdürmektedir. Merkeze müracaat eden kadınlara talepleri gözetilerek olay örgüleri tespit edilip en acil uygulanması gereken tedbirler alınmaktadır. Gizlilik kararları ve koruma talepleri hukuki yardımında bulunulmaktadır. Mersin Barosu Adli Yardım Bürosu maddi durumu yetersiz kadınlarımıza boşanma davalarında ücretsiz avukatlık hizmeti vermektedir.
Sonuç olarak böyle bir günde Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak İnsan hakları mücadelesinde, kadına yönelik her türlü ayrımcılığı; emeğine, bedenine ve kimliğine yönelik her türlü şiddeti reddediyor, kadınlarımıza sessiz kalmayın, şiddete katlanmayın söylemi ile kadına karşı şiddete hayır diyoruz! Şiddetin olmadığı sevgi dolu bir dünya diliyoruz.”

